Said’e Mektuplar-3

mevedde tarafından

Said,
yine aynı yer. Karanlık ve boş. Tanıyorum : sahipsiz taşları, kimsesiz kedileri, isimsiz ağaçları. Onlar benden bihâber mi? Bilmem. Kimi zaman, bu sokaklara ad koymaya çalıştım, bir sefer geldiğimde ki belirginlik, bir diğerinde farklılaşınca, çok da doğru bir tesbit yapılamayacağından, bu düşünceden vazgeçtim. Zaten neyi doğru yapabildim ki?
Gidip gelerek telâkkî edilir mi Said? Yalnız bir cepheden mütâlaa edersem yanlış neticelere varacağımı biliyorum. Yanlış neticelendirmekten korkuyorum. Kimi zaman karanlık, kimi zaman dikenli, kimi zaman zevkli zannedilir, halbuki ne odur ne bu. Gerçeği görebilmek için günün doğmasını beklemek lâzımdır.
Gün ne zaman doğacak Said?
Lezzetini bulamamış bir meyve. Lezzetini arayan bir meyve. Meyvenin lezzetini bulması için ağaçta büyümeye devam etmesi gerekir. Koparıldıktan sonra ki evrede zor olgunlaşacak demektir. Biz hepimiz dalından koparılmış meyveler gibiyiz. Şekli karar bulmuş ama lezzet gelmemiş. O lezzet ki: elle tutulmaz, gözle görülmez. İşte mânâ da bu şekilde gizli. Fakat onu elde etmek, bulmak lâzım.
Bizi kim düşürdü dalımızdan Said?
Sürekli düşüyorum. Ve ne zaman düşsem, katettiğim onca yolun başına dönüyorum.
Sâhi..
Sen hiç düştün mü Said?  Hiç düşmekten korktun mu?
Ben korktum: bu çağın yangınlarından, eteğimin ucunun fark etmeden alev almasından, tedirgin kalbimden, kaybolmaktan, faydasız işlerden, zamanımı değersizleştirmekten, beyhude düşüncelerden, israf edilmiş kelimelerden, kısıtlı ömrümü bereketlendirememekten çok korktum.
Korkularımı söylemekle kendimi senin karşında yaralanabilir bir hâle getiriyorum. Ama bak, işte bundan hiç korkmuyorum: yaralanabilir olmaktan. Belki de acziyetim bu dünyada ki tek sığınağım..
Mevedde.
Reklamlar