Ateş Ağacı

mevedde tarafından

EdAtes-Agaci_16656_1392064494ebiyat dünyamızda liyâkati gözden kaçmış bir yazar Sâmiha Ayverdi. Yeni yeni tanınmaya/ keşfedilmeye başlanmış kitapların sahibi. Türkçeyi cismani ve ruhani hikmetlerle yoğuran kağıttan ve kelimeden meşale yakan bir üslûbla.
Söze ondan bahsetmekle başlayalım:
Sâmiha Ayverdi: 21 Kasım 1905 günü İstanbul’da doğar. Husûsi bir tahsil tâlim eder. Tarih, felsefe, tasavvuf ve edebiyat sâhalarında kendini yetiştirir. Hayatında esas rol oynayan isim Altay Dergahı Şeyhi Ken’an Rıfâî Hazretleri’dir. 1938 yılında ilk romanı “Aşk Budur” neşredilir. Bunu diğerleri tâkip eder. 1946’dan sonra daha çok fikrî ve târihi eserlere ağırlık verir ve hâtıralarını kaleme almaya başlar. 1966 yılında Türk Ev Hanımları Derneği‘nin, 1970’de ise Kubbealtı Cemiyeti‘nin kuruluşunda aktif rol alır. 22 Mart 1993 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybeder.
Biz insanlar, her şeyi bildiğimizi zan ve iddia ettiğimiz için hiçbir şey bilemiyorduk. Amcamın mensup olduğu aydınlar sınıfı: İki doktorası olan adamın başka bilgilere ne ihtiyacı olur? diyordu. Ben ise: Hayır, asıl icâzet, sen bu kağıtla istediğin mevkie çıkabilirsin… diye verilen diploma değil, sen bu arınmış gönülle ulu kişilerden oldun… diye rûha verilen mânevî fetvâdır diyordum. 
Ayverdi, çok sayıda ve her türde eser verebilmiş bir yazar. Kitaplarında ilk dikkat çeken şey dile hâkimiyeti ve güzel Türkçesi olacaktır. Çeşitli konularda eser vermiş olması ise onun derin bir kültürden beslendiğini gösteriyor.
İzzet efendinin dört elle tutunduğu kuvvet, akıl.
O akıl ki gönül âleminin sırlarına varan kapının önünde kör bir dilencidir. Onları kapışan da biziz işte. Akıl fersiz bir kandile benzer; hafif bir rüzgârla sönüp giden bir kandil. Halbuki hilkatin esrârı dünyâsını görmek için, sönmeyen bir meşale lâzımdır. Bunun da aşk olduğunu söylersem gene İzzet Efendi’yi hiddetlendirir miyim acaba?
Şimdi kapıyı biraz aralayabiliriz.
Ateş Ağacı: Kur’an-ı Kerim’de anlatıldığı üzere Allah’ın, Hazreti Musa’ya ateş vasıtası ile tecelli etmesinin ifadesi olarak kitaba ismini vermiş. Ana tema olarak ilahi aşkı anlatırken, Cemil karakteri üzerinden beşeri özellikler ve fikirler aktarılmış. Kitabın takdim bölümünde Beşir Ayvazoğlu; Ateş Ağacın’da Selman ve Absal, Leyla vü Mecnun, Hüs ü Aşk gibi bütün klasik mesnevilerde uygulanan diyalektiği, sevilen güzel bedenden güzellik ide’sine ve ilâhî aşka yükseliş diyalektiğini uyguladığını belirtmiş. Böylece mesnevî geleneğimizle Avrupa romanı arasında bir köprü kurulmak istendiğini söylemiş. Ancak Samiha Hanımefendi romandan ziyade hikmetin ve irfanın peşindedir; romanı düşüncelerini ifade etmek için bir vasıta olarak kullanır diyerek eklemiş.
İnsan güzelliğe, asâlete, zenginliğe, şerefe, hatta bilgi ve hünere de mâlik olsa, mânâ ile dirilmedikçe bir heykelden ibarettir.
Madde mânânın kapısıdır. Fakat biz onu açacak anahtarı kaybolmuş zannediyoruz. Madde mânânın kaftanıdır; fakat biz bu elbisenin içinde ki güzel vücûdu göremiyoruz.
Madde yoldur, mânâ hedeftir; biz hedefe teveccüh etmediğimiz için bütün kazancımız sonsuz bir yorgunluktan ibâret kalıyor.
Madde bir perde gibi sıyrılmadıkça mânâya engeldir; sırasında bir bulut parçasının azametli güneşi kapadığı gibi.
Fakat mânâ madde yolundaki ilerlemelerimize mâni olmaz; bir filin bir kedi ile güreşmeye tenezzül etmediği gibi.
Kim bilir hangi fikre bir atlı olacağını, hangi karanlığa ışık tutacağını, hangi hikmete tecelli olacağını.. Kim bilir?
Bir kitaba el sürmenin tadı bu olsa gerek.
Reklamlar