okumak.

mevedde tarafından

van-gogh-original

“Neyin var?”
“Hiçbir şey… Hiçbir şeyim yok.”

Anonim

Son zamanlarda bu soruyu her sorduklarında aynı cevabı verdim. Soran kim olursa olsun, ne amaçla sormuş olursa olsun yanıtım hep aynı oldu. Gözlerimdeki samimiyetsiz ifade fark edilmesin diye yüzümü hafifçe yere eğip, biraz da dudağımı umursamazlık hissi uyandıracak şekilde büküp, her şeyin olması gerektiği gibi ya da en azından alışıldığı gibi gittiğini söyledim.

Aslında bir dönem biraz daha samimi, biraz daha gerçeğe yakın cevaplar vermeyi denedim. Bir çırpıda ne var ne yoksa anlatayım diye geçti aklımdan.

Yaşadıklarımı, hissettiklerimi bütün açıklığıyla anlatmak gibi, bugün düşündüğümde son derece aptalca gelen çabalara giriştiğimi hatırlıyorum.

. . .

Bir kum fırtınasına tutulmuş gibiyim. Gözlerim hiçbir şeyi seçemiyor.
Konuştuğum bir çok şeyi iş olsun diye konuşuyorum.
Başka yerlerdeyim aslında.
Paramparçayım.
İyi değilim.
Hiçbir şeyim olmadığını söylerken doğru söylemiyorum.
Aslında iyi değilim.

Bütün bunların ne zaman başladığını tam olarak bilmiyorum. Ancak yaşanan bazı olaylar, şimdi hissettiklerimi daha da güçlendirdi. Bir zaman sonra kafamda biriken şeylerin önü alınmaz hale geldi. Gün geçtikçe arttı. Gün geçtikçe ruhumu avuçlarında daha sıkı sarmalamaya başladı. Bir süre sonra bundan kurtulmanın olanaksız olduğuna inanmaya başladım. Bunu hissetmek büsbütün gücümü tüketiyordu. Çaresizlik içinde boyun eğdim. Yaşam artık beni önüne katmış sürüklerken yapabileceğim bir şey yoktu.

İnsan bazen gerçeklikle hayalin ayırdına varamıyor. Kafamda o kadar çok şey geziniyor ki bazen bunların ne kadarı gerçek ne kadarı kurgularım farkedemiyorum. Böyle zamanlarda kendimi o kadar, korumasız hissediyorum ki…

. . .

Masamın üzerinde bir arkadaşıma yazdırdığım hat yazısı da duvara asılmayı bekliyordu; “Bu da geçer Ya Hu!”
Ah evet! Bu sahiden benim için önemliydi. Bu da geçer Ya Hu!
Kendi kendime defalarca kez tekrarladığım bir zikir haline gelmişti.
Bu da geçer. Bu da geçecek. Bu da geçmeli. Bu da geçsin Ya Hu!
Bu da geçsin lütfen…

. . .

” 19. yüzyıl boyunca birçok cerrah, bir hayvan üzerinde operasyon yapmadan önce alışılmış bir biçimde ses tellerini kestiler. Bunu, deney sırasında hayvanlar ses çıkarmasın diye yaptılar.

Deneyi yapanlar ses tellerini keserek aynı zamanda gerçeği yadsıdılar -sessiz bir hayvanın acı çekmediğini varsaydılar- ve bunu kendileri doğruluğunu kabul ettikleri bilgileriyle doğruladılar. hayvanın çığlıkları onlara zaten bildikleri bir şeyi, karşılarındaki yaratığın bilinçli, hisseden ve operasyon sırasında eziyet edilmiş bir varlık olduğunu anlatacaktı.”

Kelimelerden eski dil

Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez…

Ve Sen Kuş Olur Gidersin ‘den

Reklamlar