Eski Kentte Bir Gece

mevedde tarafından

evde kimse yokken duyduğum huzursuzluk, odamdan bir kitap seçmekle son buluyor. hiç kimsenin olmadığı bir kimsesizlikte, herkesten ve her şeyden uzak evimizin içinde kitap okuyabileceğimin verdiği bir huzur ve mutluluk bu. gidip kitaplıktan bir kitap seçtim. sonra mutfağa dönüp çay mı demlesem yoksa makineye iki kaşık kahve atıp 5 dk olan kahvenin kolaycılığına mı yaslansam diye düşündüm. kahveyi seçtim.

gece yağmur sesi eşliğinde sayfalarca okudum. sonra okuduğum öyküden biraz sıkılıp, ne zamandır ihmal ettiğim güzelim şiir kitaplarından birini aldım. içimden cümleler kurdum. ve içimden onları okudum.

kış akşamlarının en güzel yanı Zeki Müren şarkıları dinleyip, şiirler okumaktır. Ankara’nın kış günlükleri başladı. bizde ‘kış mevsimini sevenler derneği’ üyeleri olarak, bu kışın hakkını vereceğiz.

“Kederdir yüreğimin değişmez postnişini” diyen şâir Hüsrev Hatimi güzelleştirdi akşamı. ‘Aşka Reddiye’ şiirini okurken, şâirin yıllar evvel bir televizyon programında anlattığı şiirin hikâyesini anımsadım. anlatayım.

Reddiye ama serenat kıvamında :)

 

Ve aslı olmayan bir şeye,
Beni bunca yıl inandırdı diye,
Dargın öleceğim Fuzuli’ye

Hüsrev Hatemi’nin ‘Aşka Reddiye’ şiiri, en meşhur şiirlerinden biridir. tanıyanlar bilir.
1970 seneleri sanıyorum, bu şiiri yazmış Hüsrev Hatemi. şâirin, çok sevdiği bir yakını, ağır bir depresyon geçirmiş. bu şiir de şairin dostunu üzene karşı yazdığı bir şiirmiş. aşkı çok yoğun yaşayıp, çok üzülen arkadaşını görünce onunla empati yapıp, nefret şiiri boyutlarında, onun hesabına bu şiiri yazdığını söylemişti. 1970’lerde bu şiir yayımlanınca arkadaşları: “Hatemi hastalık geçirmiş, kolesterolü çok yükselmiş, eşinden de ayrılmış galiba, çok acıklı bir şiir yazmış” diye konuşmaya başlamışlar.
ama sonra kendisi bu yazım tarzının faydasını gördüğünü gözlemlemiş ve bağışıklamada kullandığını söylemişti. hani grip virüsünün hafifletilmiş şekli grip aşısı olarak vuruluyor ya, onun gibi. “büyük bir depresyon yaşayabilirim, o halde bu arkadaşların yaşadıklarını onlarla empati yaparak kendime enjeksiyon yapmaktayım” demişti. daha neşeli bir orta yaşlılık geçirmek için sanırım :) bu şiiri yazdığı zamanlarda tamemen Fuzuli’yi seven bir adam olduğunu, en ufak bir dargınlığının olmadığını söylemişti.
daha sonra buna benzer bir metod daha bulmuş Hatemi. reçel yapan ev hanımlarının, reçele biraz limon sıktıkları gibi -şekerlenmesin diye- o da çok duygusal şiirlerine limon sıkarak vıcık vıcık duygusallıktan önlerim diye düşünüyormuş. gelgelelim bir gün Cemal Süreya, ‘Milliyet Sanat Dergisin’de “mizaha başvurmamalı Hatemi, şiirini örseliyor” yazana kadar. çok haklı bir eleştiri diye düşünüp bir daha şiire limon sıkmayı bıraktım demişti. :))

akşam dem alırken ve Hüsrev Hatemi konu olmuşken ilk şiir kitabının da adı olan ‘Eski Kentte Bir Gece’ şiirlerinin

“Kimbilir dediler, gülümsediler ve tırmandılar zamandan yukarı.
Saptığın yoldan bir ses geliyordu, kent hafızlarından Saim Bey’in
Sesiydi, ben seni soruyordum o gazel söylüyordu.”

diğer pasajlarını ekleyerek bitireyim.

Saim Bey’in Gazeli
II

Sevda, çıkmaz yolu izlemektir,
Kavuşmaktan çok, özlemektir.
Kapanmasın diye hasret yarası,
Pir Sultan misali tuzlamaktır
Gönüllü avutucuların şerrinden,
Derdini herkesten gizlemektir (medet heeeey)
Yapyalnız akşamlar bastırıyorken
Kıvrılan yolları gözlemektir.
Derdini kendine saklamaktır ey Saim!
Sanma ki inlemek, sızlamaktır.

Saim Bey’den Gazel
IV

Sanma sevgim benim bencillikti,
Sen olmak isteğiydi, sencillikti.
Ne de güzel şekillenmiştin dünyada,
Kalacaktın sanırdım bu ne bolluktu.
Sen olmayınca sade Taşkasap semti oldu
Sen olunca gülistanlık, güllüktü.
Ben gökyüzünün dilsizliğine isyan etmiştim,
Tanrım ne yakıcı ne zor kulluktu.

Reklamlar